Ara
  • Gulenbilge

Ah şu konfor alanı! ;)


Hakikaten nesi var şu konfor alanının? Onunla bir türlü alıp veremediğimiz nedir?


O alandan çıkmazsak istediğimiz hiçbir şeyi yapamayacağımızı düşünüp duruyoruz sürekli. Peki illâ ki zorlanacağımız, bol sıkıntılı bir alandan mı geçmeliyiz yeni bir şey yapmak için?.. Şöyle rahat rahat yapsak olmaz mı yani?..

Bence olur; hiç mahsuru yok. Hatta pek güzel olur! Çünkü, içtenlikle varmak istediğimiz hiçbir yer bizim için konforsuz değildir.

İnsanlar durduk yerde rahatsız olacakları alanları, kendilerini huzursuz hissettirecek şartları ve gerçekten içinde bulunmak istemedikleri durumları yaratmazlar. Doğada hiçbir canlı kendisini, ortada kayda değer bir neden yokken zora sokmaz (kedileri saymıyorum tabii:)). Ve her canlı gibi insan da konforlu, rahat, yaşamını kolaylıkla sürdürebileceği, güvenli koşullar ister. Eğer onu

böyle bir alana getirmiş alışkanlıkları varsa onları bırakmak istemez.

Tam bu noktada duralım! Kilit sözcük alışkanlık. Bu kelimeyi iki dakikalığına burada bırakalım.

Diğer taraftan değişimin gelişi, konforumuzun bozuluşundan bellidir:) Zihnimizdeki o güzel, sakin, huzurlu melodide cızırtılar başlar... Hatta bunun için dilimizde çok güzel bir deyim bile var: Rahat battı! Rahat batmaya başlıyorsa yenilik kapıda demektir. Rahat olun :)

Dolayısıyla konu, konfor alanından çıkmak gerekliliği değil; bulunduğunuz herhangi bir alanın ötesine geçmek üzere zihninizde duyduğunuz yaratıcı fısıltılar ve içinizde hissettiğiniz o itici güçtür. Her zaman olmaz, her zaman gerekli değildir ama eğer varsa yeni bir şeyler başlamak üzeredir. Değişim çanları sizin için çalıyor demektir :)

Dış etkilerle de bazı mecburi değişiklikler yapabiliriz hayatımızda ama gerçekten değişmeyiz. Hatta etki kalkar kalkmaz yapacağımız ilk şey eski alışkanlıklarımıza geri dönmek olur. Kalıcı bir değişim ve sonrasındaki dönüşüm için o itici gücün mutlaka içselleştirilmesi gerekir. Uyaran dışarıdan gelse bile içsel olarak

benimsenmesi esastır.

Öyleyse “Harekete geçebilmek için konfor alanından çıkmanız gerekir” cümlesini şöyle değiştirebiliriz: “Eski konfor alanınız artık size pek de o kadar konforlu gelmemeye başladığı için harekete geçersiniz.”

İşte tam bu noktada, mükemmel ama primitif sistemimiz devreye girer ve yeni bir fısıltı başlar. “Emin misin? Ne gerek var? Burası iyiydi. Riske girmeye değer mi? Kaybedeceklerini düşün. Güvenli mi bu yenilik?!” Bu konuşan bizi hayatta ve ayakta tutmaya çalışan tarafımızdır. Onun için tanıdık ve bildik alanlar, dolayısıyla alışkanlıklar (iki dakikalığına yukarıda bıraktığımız kelimeyi buraya

taşıyabiliriz artık) çok değerlidir. Çünkü itiraf edelim, yenilik her zaman risk taşır. Oysa alışkanlıklar bizi şu âna dek hayatta tuttuklarına göre kendilerini kanıtlamışlardır :) Nitekim güçlerini de güven ortamı yaratma becerilerinden alırlar. Hazır güçten bahsetmişken... Konforun etimolojik geçmişine baktığımızda, “güçlendirmek ve desteklemek” anlamına gelen İtalyanca confortare fiilini görürüz. Onun da Latince kökü: con-fortis’dir. Güç ile! Yani güç ile birlikte olduğumuz, kendi gücümüzü elimize aldığımız alan. Güç kelimesinden bugün neler anlıyoruz peki? Kendi potansiyelimizi o ânın şartlarında maksimum seviyede ortaya koyabilme bilgeliği... :) O hâlde kendimize şunu sormamız iyi

bir başlangıç olabilir: “İçinde bulunduğum alan, gücümü/potansiyelimi kolaylıkla ortaya çıkartmamı destekliyor mu?”

Cevabınız evetse, harika. Değilse, sizi o alanda ‘konforsuzluğunuza’ rağmen tutan alışkanlıklarınıza bir göz atmak isteyebilirsiniz. Çünkü zihin ne kadar sakin ve huzurda ise yeni yaratımlar da o kadar doğal ve hızlı olur.

51 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör